Kafamın Bir Günü

........

...

Her tartışmadan sonra kalbim biraz daha zarar görür oldu. Nefesimi kesiyor meret. Çok çektim sesi kulağıma ulaşan kalp atışlarından… Anamı ağlatıyor. Gerçi anam da hep kendine ağlar ya…

Yine soldan vurmaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyorum. Teselli edecek cümleler yetmiyor. Kafamın içinde sataşmalar başladı:

“Senin yüzünden!” diyor biri.
 Diğeri, ahlaksızlığıma ve ikiyüzlülüğüme vuruyor.
 Öteki papağan gibi bağırıyor: “Sen kimsin de… Sen kimsin haddini bil!”

Akıl veren mi dersin, küfür eden mi, suçlayan mı, haksızsın diyen mi…? Hepsi burada. Biriniz uykuda, diğeriniz trafikte kalsaydı ya! Öteki de hasta olsaydı…

Harika. Herkes görevinin bilincinde. Sesler yükseldikçe gürültü had safhaya ulaşıyor.

“Ey ahali, sakin olun, beni dinleyin! Bir dakika… Off! duyamıyorum sizi. Böyle yaparsanız beni duya…”


 “Kendi evinizde de böyle misiniz?” diye soruyorum.
 “Burası bizim evimiz zaten!”

Alıyorum aklımın payını.

“Pehlivanlarım, doğrusu şöyleyken böyledir. İnanın bana, defalarca test ettik. Benzer olayları yaşadık. Yapmayın, etmeyin… Bu çatışma kalbe zarar veriyor. Geçmişten ders alalım lütfen.”

Başkalarının ağına düşen fitne sürüsü parmak sallıyor bana. Ya göğsümdeki saatli bomba, kimin için tiktaklıyor? Kafamın insanları varken düşmana ne hacet? Akrep yapmaz kendime yaptıklarımı. Günahım çok.

Kendime bir şeyler anlatmaya gelince zorlanıyorum. Beynimde, birbirinin sözünü kesen çokbilmiş yaratıklar var. İkna edemiyorum hiçbirini. 

Bazen diyorum ki: “Tutsam nefesimi, boğsam hepsini… Kurtulurum.”

Fırtınalar koparıyor içimde bu bağnaz kalabalık. Ortak karar yok. Sandalyeler havada. Artık hiçbir konuda doğru karar verdiğime emin olamıyorum.

Ne olacak hâlim bilmiyorum. Artık yönetilemez bir çokluğa dönüştüm. Başkalarını kınayamam. 

İçler acısı bir durumdayım.

Kalp ritimlerim hızlandı. Bu kaçıncı kriz, saymadım.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir derler. Ama yakın yerin azabını bir ben bilirim. Ruhumu inletiyor tokmak. İçimde duyduğum “güm güm” seslerle kontrolümü iyice kaybediyorum.

Uzansam olmaz, yürüsem olmaz, dursam olmaz.
 Sussam, bağırsam, küfür etsem… Ne çare?

Peki, sakin olmayı denesem. Ama nasıl? Yöntemi neydi bunun? 

Her seferinde aynı çözümsüz tekrarın içindeyim. Göğsüme bıçak gibi bir sancı giriyor. 

Davul ve sancı.

“Defolun! Evinize gidin!” diyorum

“Burası bizim evimiz, ahmak!” sesi geliyor.

Böyle durumlarda çıkışacak bir saf bulsam, döksem içimi, bütün öfkemi ona boşaltsam… Eminim rahatlayacağım. Ama kim? Akrabam mı, komşum mu, arkadaşım mı? Hangisi?

Kalbim her zamanki gibi vakitsiz regl oldu. Ama yenilenmiyor kalp yumurtası, çatlıyor. “Çatlayıp öldü” dedikleri bu mu? Düşman çatlatan değil, kendini çatlatan ruh-beden ikilisi.

Bana söylüyorum: Yaptığına bak!

İyice paniklemeye başladım. Elimi göğsüme attım. Stetoskop gibi bastırdım.
 “Evet bir bakalım… Hmm… Görünen o ki hiçbir şey yolunda değil.“

Bir şeyler yapmalıyım. Konuşmayı denesem ne kaybederim? Kiminle? Bu sefer yorgun, kırgın, azgın, dört nala koşan kalbimle?

“Lütfen biraz yavaş. Aman dur! Öldüreceksin beni. Tamam tamam. Bak her şeyi hal yoluna koyacağım. Meclis biraz dağınık ama iyi niyetli. Herkese söz verince böyle oluyor. Bu da onların hakkı. Ama biz böyle gidersek iflah olmayız. Anlatabiliyor muyum?”

Ama kim anlar?

Kafamda kargaşa çıkınca, kalbime sakin ol demeyi beceremedim. Oysa ben öğretmenim. Kendime öğretmen olsam yeter aslında. Ama konu kendim olunca cahilin tekiyim.

Söz dinlemez hâllerime bakmadan:
 “Başkalarına anlattığım her şeyi kabul ettirmeliyim,” diyorum.

Dinleyen varsa kendime bayılıyorum. “Var mı benim gibisi?” diyorum içimden. Tesirli laflar, etkileyici hikâyeler buluyorum. Hele bir de gençlerse dinleyicim, taşan egomla kovalar dolduruyorum.
 “Yetişin, alın hepsini. Aç köpeğimi size verdiğim nasihatle doyurmalıyım.”

Ama sonra fark ediyorum: Çenem düşüyor. Teranelerim boğuyor karşımdakini. Sonra bir nefes boşluğu bırakıyorum, onların fikrini soruyorum. Sözde. Kurtarıcıyım ya… Çakallık işte.

Kimi kandırıyorum?

Onları mı? Kendimi mi? Seni mi?

Sana olan duygularım için isim bulamıyorum. Bunca sıfatın içinde, seni tarif edemiyorum. Sana karşı ne hissediyorum, tam anlayamadım. Ama iyi bir duygu bu. Öyle umuyorum. Beni bağışla. Sırtımdaki eğikliğin sebebi, en güçlü olana duyduğum korku mu? Sana yaranmak mı bütün derdim? Umarım öyle değildir.

Kim bu kafamın içindekiler?

Zannediyorum ki, sevmediğim her davranışı, beğenmediğim her hareketi tersinden yaşamışım ve beynime kopyalanmış. Bazen bu durum, tanıdığım insanların yüzünde beliriyor.

Kafamdaki meclisin çarpık tavırları, bu tavırları temsil eden insanlara dönüşüyor zihnimde.

Nasıl kurtulurum bu kafamın içindekilerden…?

Bilmiyorum.

............

...........

-Sadık Köpek- Kitabından alıntı

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaymakam Bedir

Tilki ve Örrpörp Bey