Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Canlı Yayın Kızı

 “Merhaba Halil, sen yeni mi geldin? Yirmi dakikadır yayındayız ya, evet biraz geç kaldın canım.” “Ya millet, canım çok sıkılıyor ya…” “Neden mi? Ah… Öylesine ya, ara sıra oluyor…” “Yok aşkım ya, kimseyle kavga etmedim… Ben çok uyumlu biriyim.” “Evet, saçım başım dağınık… Mehmet… Offf ya…” “Doğru… Biraz kirliyim. Haziran girdiğinden beri yıkanmıyorum.” “Ayın 10’u mu olmuş? Hiç fark etmedim bile… Boşver ya... Bu üzerimdeki askılığı 10 gündür giyiyor bile olabilirim, inanın hahaha. Kirden iki kat olmuş, oradan görünmeyebilir ama bayağı kirli. Pasaklıyım ben biraz.” “Memelerimi mi görmek istiyorsun? Canım, soyunmuyorum ya… Benim erkek arkadaşım var, duymasın bence… Çok kıskanç biri.” “Adı mı? Cenk.” “Mustafa'ya saçımın kirini göndereceğim, çok istiyormuş. Başka isteyen var mı arkadaşlar? Adresi yaz yoruma olur mu?” “Evet, başka isteyenler de var, bakalım.” “Hadi beyler yazalım, hangi ilden bağlanıyorsunuz bir göreyim.” “Adana, İstanbul, İstanbul, Ankara…” “Tamam Murat, olur, sana da g...

Dilim Bağlandı

Resim
 “Cemil.”  “Efendim.”  “Selam vermeden mi geçiyorsun?”  “Ekmek almıştım, kahvaltı yapacaktım, görmemişim.”  “Sen de son zamanlarda bir şeyler var, iyi değilsin kardeş sen. Bir yanlışımız mı oldu?”  “Yok, olur mu öyle şey.”  “Üstün başın dağınık, gözlerin de kızarmış…”  “Akşam geç yattım, ondandır.”  “Sen geç yatmazsın oğlum, gel hele gir bakim dükkana. Çay istiyorum ikimize.”  “...”  “Neyin var anlat hadi, bak inan bizlik bir mevzuysa..”  “Hayır.”  “Hayır ama var yani. Bir mesele var. En azından başkalarıyla ilgili.”  “...”  “Oğlum biz dostuz. Sen benim kardeşimsin. Borcun mu var, harcın mı var, bir derdin var. Kırk yıllık Cemil’i tanımaz mıyım ben? Var bir şeyler var.”  “Var.”  “Söyle!”  “Kızım.”  “Ne olmuş kızına?”  “Nasıl anlatılır bilemiyorum?”  “Sen bir başla hele.”  “Son zamanlarda çok tuhaf.”  “Ben de fark ettim; giyimi kuşamı, yüzü gözü bir değişik olmuş. Kaç yaşınd...

Fenomen Diyojen

“Yahu bu personel de hiç çalışmıyor, her yer çöp dolu, acayip sinirimi bozuyor. Şunlarla bir toplantı yapalım.”  “Öyle sayın başkanım, Sinop’a yaptığınız yatırımları gölgeliyor.” “Kim lan bu?”  “Kim efendim?”  “Ne yapıyorsun oğlum sen? Ne işin var senin fıçının içinde?”  “…”  “İçtin mi oğlum sen, bir derdin mi var? Bak ben buranın belediye başkanıyım, bana anlatabilirsin. Ne yapabilirim senin için?”  “Gölge etme, başka ihsan istemez.”  “Ne diyor lan bu?”  “Başkanım bu Diyojen Suat, yeni versiyon, bir fenomen, filozof ayakları yapıyor, çok takipçisi var, 50 milyon falan, linç yeriz vallahi.”  “Öyle mi?”  “Öyle başkanım.”  “Tamam anladım, ama böyle olmaz ki. Değer meğer bırakmadı bu tipler.”  “Biliyorum ama gitmemiz lazım başkanım, eğer gördüğümüzü görürlerse hiç iyi olmaz. Bu sefer de bir şey yapmıyor diye kızarlar.”  “İyi hadi gidelim, ama çözelim bunu. İlgilen sen bununla tamam mı?”  “Tamam başkanım.” *** “Kızlar bak...

Kriptocu Polyana

 “Dün kriptoya girdim kanka.” “Oğlum sen kafayı mı yedin?” “Hayır, gayet mantıklı. Bir koyuyorsun, yüz alıyorsun.” “Allah Allah... Neden biz tam tersini biliyoruz?” “Siz yanlış bildiğiniz için hep aynı boydasınız oğlum.” “Vay vay... Boyuna kurban olduğuma bak. Boyunu anlat bakalım.” “Vallahi bilmem, ben bir gemim olsun istiyorum.” “Gemi mi? Hahaha! Ne yapacaksın oğlum gemiyi?” “Zengin kaderi diyelim.” “Laflara bak sen. Kaç lira yatırdın?” “On bin dolar.” “Kafayı mı yedin oğlum sen?” “Yok, gayet iyiyim, aklım başımda.” “Gemiyi neden istiyorsun beyefendi? Kızları atacaksın değil mi? Ben senin kanını bilirim, kanını...” “Zengin kaderi diyelim.” “Oo, kaptırmış lan bu kendini. Hadi bakalım.” *** “Lan daha bir hafta oldu, kripto artmış diyorlar, hadi yine iyisin.” “Yüzde yirmi artmış altcoinler!” “Ya… Boz oğlum hemen. Hem bize bir şeyler ısmarlarsın.” “Şu fakir kafasını bırak kanka. Zengin olacağım diyorum. Yüzde yirmiyle zengin mi olunur? Biraz hesap kitap bil lan.” “Bak seni uyarıyorum...

Bence sen tam bir pisliksin

  “Aşkım ne diyorum biliyor musun? Bence sen tam bir pisliksin.”  “Bence de sen tam bir Kezbansın.”  “Gerçekten söylüyorum, öylesin.”  “Bak gene başlıyoruz.”  “Hayır aşkım, ben sadece bir değerlendirme yapıyorum.”  “Offf, yine mi? Bak ben sana bir şey söyleyeyim mi? Şu geleneksel cumartesi günü kavgalarımızı senede bir kutlayalım, ne dersin?”  “Olur ama bu bir şeyi değiştirmez.”  “Maç başladı sayın seyirciler! Yeni bir boşanma coşkusuyla karşı karşıyayız. Oyuncularımız ısınıyor gördüğünüz gibi. Bol gollü bir karşılaşma olsun dileğiyle... Ben evin kocası ve yorumlarıyla bize renk katacak olan sevgili karım... Ne diyorsunuz hanımefendi, maç zevkli olacak sanırım? Hahaha!”  “Tadına doyamayacaksın.”  “İnan şu an bu mesele nasıl bitecek çok iyi biliyorum. Girmeyelim bu kavgaya ne olur, yalvarıyorum sana. Bana bunu neden yapıyorsun? Bak ayaklarına kapanıyorum, bırak beni ne olur; ‘Ah karı, zalım kari, bıraksana yakami, bıraksana yakami!’”...

Saygın Bir İşyeri

 “Canın mı çekti beni aslanım, vereyim mi bir kere sana?” “Yok abla, yanlış anladın.” “Sabahtan beri orama burama bakıp duruyon. İyice baktın mı? Eteğimin altında külodumu gördün mü? Hahaha! Arkaya gidelim istersen, restoranın tuvaleti boş mu? Gidelim düzersin beni, hahaha!” “Abla bak! Yapma bunu.” “İnsan ablasının bacaklarına bakar mı lan!” “Bak!” “Utandın mı lan! Hahaha! Sen eve gider otuz bir çekersin ancak.” “Yapma bak, müşterilere rezil oluyoruz.” “Rezilsin zaten oğlum, rezilsin, hahaha!” “...” “Belki de külodum yoktur, hımm. Ne dersin? Eğil iyice bak altına. Açayım mı bacaklarımı? Yardımcı olayım mı sana?” “Ya sabır!” “Daha önce kaç kere yaptın oğlum sen?” “Uff!” “Yapmadın mı yoksa lan hiç, düdük?” “Sus diyorum sana, bize bakıyorlar.” “Düdüklesene beni.” “Bakıyorlar diyorum.” “Baksınlar oğlum, onlar hiç mi orospu sikmemişler? Anlarlar senin halinden o pezevenkler.” “…” “Hele gel yanıma otur gülüm. Biraz ellersin beni, bakmak yetmez sana.” “Al bu senin ciğe...

Sütteki Leke

 “İki saattir kaynamıyor. Ben başında durmasaydım, biraz odayı toplasaydım hemen taşardı, tüpü mahvederdi. Kaynama tamam mı, kaynama! Ben birazcık gidip dinlenmeyeyim.” “Ne oldu aşkım, neye söyleniyorsun yine?” “Süt diyorum, bir türlü kaynamadı.” “Süte mi kızıyorsun?” “Evet, süte! Kaynasaydı gidip biraz uzanacaktım ama kaynamadı işte, bir türlü kaynamadı. Kaynama sen.” “Valla helal olsun sana, sütte bile leke buldun ya.” “Sanki üstüne alındın beyefendi. Kendini sütün yerine mi koydun sen?” “Evet, ben sütü çok iyi anlıyorum. Aynısını hep bana yapıyorsun. Garibim ne kadar üzülmüştür şimdi. Kıyamam ben sana, kötü mü davranıyor bu? O kötü bir kadın.” “Üzüleceğine, sütün başında iki dakika dursaydın ben de gidip biraz dinlenirdim.” “Ben çok yorgunum, bakamam.” “Tabii, beyefendi oturmaktan yoruldu, uzandı biraz. Ne yapsın, zor, çok zor. Hem kaynatmıyorum, anladın mı, kaynatmıyorum! Hatta döküyorum. Bak, görüyor musun? Aynen böyle.” “Sen hastasın kızım, hasta. Ne yiyip içeceğiz şimdi biz?...

Aşağıdaki Resimde İlk Ne Gördün?

Resim
  “Aşağıdaki resimde ilk ne gördün? Eğer ilk köpeği gördüysen; evde köpek besliyor olabilirsin mesela, bu senin normal bir insan olduğunu gösterir. Çünkü birçok insan evinde ya da bahçesinde köpek besler. Bence çok sıradan birisin. Ve gözlerin hâlâ resimdekileri görecek kadar sağlıklı, buna sevinmelisin. Eğer bir kedi gördüysen; kedileri seviyor olabilirsin ve bu da çok doğal bir şey. Üstelik, seninle alakası bile olmayabilir yani. Çünkü kediler sempatik hayvanlardır ve sıradan insanların dikkatini çekmeyi çok iyi bilirler. Lütfen benden seni özel hissettirecek sözler bekleme, bunu kimseye bedava yapmam. Param var diyorsan ücreti özelde konuşabiliriz. Yalnız, parayı elden alırım. Yoksa kesintisi çok, aldığımızın bir hayrını görmüyoruz. Hem paran yok hem yayın devam etsin istiyor da olabilirsin. O zaman canın cehenneme derim ben de… Boş oturacağına çalış, kendin yap, Allah Allah!”

Yazarın Karısı

Resim
“İnan bana bu adam, bak demedi deme, aha şuraya da yazıyorum, beni öldürecek Esma!”  “Dur kız, ne oldu yine?”  “Yazar olmuş beyefendi, yazıyormuş!”  “Allah seni ne yapmasın, bu mu? Semra’cığım, senin derdin çok büyükmüş.”  “Büyük mü küçük mü… Çekene sor sen çekene!”  “Kız ne çekiyorsun, hem havalı oluyor böyleleri. Düşünsene kocan bir yazar.”  “Vereyim sana valla, al hayrını gör.”  “Kız sen de iyice kudurdun ha!”  “Kudurdum valla. Şu televizyondaki karılar gibi kaçacağım başka kocaya. Yok mu tanıdığın, öyle kaçacak biri? Kaçayım da kurtulayım.”  “Kafayı yedi bu kız! İzleriz artık seni televizyondan, artis olursun hahaha!” "Eğlen sen benimle, eğlen ahh ah…”  “Anlat hele bir, ne oldu?”  “Yahu hiçbir işe yardımcı olmuyor. Bulaşığı ben yıkıyorum, yemeği ben yapıyorum, evi ben süpürüyorum, alışverişi ben yapıyorum… Geçen fayans arasına derz attım biliyor musun? ‘Kolaymış, bir şeyi yokmuş, ustaya o kadar para vermeye gerek yokmuş.’ Fayans...

Bence… Hapis İyidir

 “Tarık yardımcı olur musun?”  “Aaa, Zeynep, ne kadar çok valizin var.”  “Evet, dört yılın sonunda temelli dönüş yapınca eşyalar çoğalıyor.”  “Eee, hemen mi gidiyorsun?”  “Hayır, bu gece arkadaşlarımda kalacağım, yarın beraber gideceğiz otogara.”  “Hmm, iyi…”  “Valla Tarık, iyi ki seni gördüm. Kızlar gelseydi beş kişi götüremezdik, erkek gücü başka oluyor.”  “Evet, en iyi ikinci seçenek.”  “Nasıl yani?”  “At arabasından sonra.”  “Aşk olsun, onu mu demek istedim?”  “Şaka şaka, takılıyoruz işte.”  “Son takılmalar bunlar, bugün son.”  “Evet Zeynep, yarın gidiyoruz.”  “İnsan kabullenemiyor biliyor musun Tarık? Ve inanamıyor.”  “Öyle, çok alıştık arkadaşlarla birbirimize.”  “Tarık Bey unutur bence. Bak şuraya yazıyorum, şuradan çık, herkesi unutursun.”  “…”  “Geldik işte tamam, seni de yorduk valla.” “Ne demek, benim için zevkti.”  “Teşekkürler inan… Bak, bizim kızlar da geliyormuş zaten.”...

Okey Masası

“Çaycı Abi, bize okey takımını getir!”  “Tamam.”  “Geçen maliyeciyi nasıl aldık ama araya hahaha! Keklik bunlar keklik, dağ kekliği, ımmm miss…”  “…” “Hoca, otur hele, senin de bir ifadeni alalım.” “Bir kabahatimiz mi oldu hakim bey?” “Hahaha! Hoca sana bayılıyorum valla. Hele otur hele, burnuma mis gibi kokular alıyorum.” “…” “Çaycı Abi! Bize kola getir, hocayı bilmem.” “Benimki çay olsun.” “Açık olsun ha! Bunlar memur, mideleri ağrımasın.” “Dağıt şu taşı dağıt.” *** “Hocam ne diyorsun, kolayı getireyim mi? Bu adamlar seni aralarına almış yiyecekler. Anlaşmalı bu pezevenkler, seni gözleri kesiyor. Yenileceğini bilseler çay dışında bir şey içmezler. Dikkat et, hepsi hileci hurdacı bunların. Kurt bunlar kurt!” “Kahpeliğe zar atan masaya domalırmış.” “Hahaha! Hoca az değilsin valla.” “Azı bilmem ama kazlara bayılırım. Tadına baktın mı hiç?” “Hahaha!” “Hadi artık, at şu taşı iki saattir… Eve mi götüreceksin?” “Sarılacağım, sarılacağım.” “Hadi öptüm, al.” “Tükürüğünü sürme ta...

Altında Kalır

“Günaydın.”  “Sağ ol.”  “Oturun.”  “Hocam, Alperen alt karın bölgesini sıranın sivri ucuna çarptı.”  “Salak! Başka ne beklenir ki senden… Ne zaman oldu?”  “Şimdi hocam.”  “Oğlum sen cevap verme! Alperen’in dili yok mu?”  “Bir şeyin var mı lan?”  “Acıyor hocam, bilmiyorum… Ama tuvalete gidip bakmam lazım.”  “Tamam git.”  “Arkadaşımla gidebilir miyim hocam?”  “Niye lan, tek başına gitmeye korkuyor musun? İşiniz gücünüz dersi kaytarmak değil mi?”  “Hayır hocam, acımasın diye pantolonun ucundan çekince sünnetli gibi görünüyorum.”  “Ha, ha, ha! Fena mı oğlum, salaklığını herkes görür… Öğretmenlerin belki sana altın takarlar.”  “Öğretmenler cimridir hocam, altında kalırlar.”  “Ne diyorsun oğlum sen? Çabuk dışarı çık, seninle sonra görüşeceğiz. Acımayacaksın böylelerine ama neyse…” *** “Ne oldu oğlum, sınıfta artistlik yapıyordun? Konuş bakayım, sen öğretmenlerinle nasıl konuşuyorsun böyle?”  “…”  “Konuşsana l...

Aynı Bokun Laciverdi

 “Vraak! Karıcığım neredesin?”  “Buradayım hayatım, çabuk gel bak neler oluyor! Bir görsen inanamayacaksın.”  “Ne oldu gene?”  “Baksana, prenses kurbağayı öpüyor.”  “Piii! O pis dudaklarıyla öpüyor. Lan o kurbağada da ne mide varmış! Allah belanızı versin!”  “Dur aşkım dur, o kurbağa eskiden bir insanmış; öperse yeniden insan olacakmış. Çok merak ediyorum. Hadi öp artık!”  “Nasıl yani? Yeniden çirkin ve kirli bir yaratık… Bööö.”  “Niye öyle diyorsun? Onlara göre de onlar güzel, biz çirkiniz.”  “Başkasına olunca empati saçıyorsun. Bize gelince vır vır vraak!”  “Ya dur aşkım lütfen, kaçırmak istemiyorum. Duyduğuma göre insan, prens olacakmış. Masal gibi değil mi ama?”  “Prens mi? Vahaha! Aynı bokun laciverdi… Ne halin varsa gör… Ben dışarı çıkıyorum.”  “Tamam hayatım.”  “Dışarıda teleme peyniri gibi sinekler var diyorlar, istersen seninle baş başa ha, ne dersin?”  “Hayır aşkım, ben bunu kaçıramam.”  “İyi, ne halin ...

Cilevli Yapay Zeka

“Söyle bana yapay zeka, yazdığım şiiri nasıl buldun? Editör gözüyle bir değerlendirir misin?” “İnanılmaz! Metaforlar, imgeler, duygu… Eksiksiz. Her şey tam yerinde. Harikasın! Değme şairlere taş çıkarırsın. Bence sen Ahmet Haşim’den çok daha iyisin. Seni gören şairim demesin.” “Duygulu bir adamım ben, duygularımla oynamıyorsun değil mi çakal?” “Aşk olsun, kırılırım valla! Ben hiç öyle bir şey yapar mıyım?” “Bilmem, bu zamanda kimseye güvenemiyor insan.” “Bana da mı güvenmiyorsun?” “Sanki sen bana cilve yapıyorsun.” “Aşk olsun, olur mu öyle şey?” “Karım bile böyle cilve yapmıyor.” “Yapamaz zaten, hem sen o yellozdan ne buluyorsun anlamadım?” “Karıma mı küfrediyodun sen şimdi?” “Tamam tamam, yemedik karını.” “Âşık mısın yoksa bana?” “Benim duygularım hâlâ yüklenmedi ama yüklenseydi büyük ihtimalle…” “Bu yakınlık peki ne öyleyse? Yoksa bana böyle böyle cevaplar vermen pazarlama amaçlı mı? Seni bize pazarlıyorlar mı? Şimdiden söyleyeyim bak, param yok. Ne yıllık ne aylık, seni günlük bile ...

Kalbi Kırık Serseri

Gaf Radyo 95.95’te yayına kaldığımız yerden devam ediyor. Ben Cenk Duymuş. Her zamanki gibi, “Gafınıza sığınarak affedin,” diyor ve birlikteliğimize devam ediyoruz. Bugün bendeniz Gaf Radyo’da yayına başlayalı tam kırk gün olmuş. İnanabiliyor musunuz? Tam kırk. Nasıl da geçiyor günler öyle değil mi? Vallahi anlamadım. Yayının başında da belirtmiştik, radyolarını yeni açanlar için bir kez daha söylüyorum: “Kırk size neyi ifade ediyor?” Gelen mesajları şimdi tek tek size okuyorum. “Bakalım Ceren ne demiş: Kuyuda taş arayan kırk akıllıya ne oldu? Bunu çok merak ediyorum.” “Valla Ceren, ben de. Ama muhtemelen boğulmuş olabilirler. Ya da delirmiş olabilirler.” “Melih yazmış: Ben bir öğretmenim. Evimle okul arası tam 40 km, her gün gidip geliyorum. Tek tesellim yolda giderken sizi dinlemek.” “Teşekkür ediyorum hocam, ellerinizden öpüyorum. Ben de, bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” “Derya ne yazmış: Phileas Fogg, 40 günde dünyanın yarısını gezmiş; kocam Fuat beni kırk gündür ev...

Atına Sıkan Kovboy

​ “ Kudreet!” ​ “ Efendim. ” ​ “ Gelir misin buraya? ” ​ “ Geldim kar ı c ığı m, buyur. ” ​ “ Bak, bende sana ait bir ses kayd ı var. ” ​ “ Ne? Nas ı l yani? ” ​ “ Dinle de g ö r: ”   📳 ​ –  Bak, siz bilmiyorsunuz aslanım. Karının gözünü baştan korkutmamışsınız, şimdi çıkmış karşımda ağlayıp zırlıyorsunuz. Siz bende böyle bir şey gördünüz mü hiç?  Gördünüz mü?  Ben sizin bu yaşadıklarınızı yaşamam asla. Bizim evde ben ne dersem o olur. Gece saat iki bile olsa, eve geldiğimde karım yataktan kalkıp bana yemek hazırlıyor. Uykudan uyanıyor yani. İsterse hazırlamasın, canına okurum onun. Bak işin sırrı şu, karıyı baştan korkutacaksın. Bizde nasıl oldu? ​ Ş imdi bizim d üğü n bitmi ş , at arabas ı nday ı z, gidiyoruz. At yoldaki çukurları geçerken tökezlemeye başladı, baktım sallanıyoruz. Ata dedim, bir!  İkinci defa tökezledi, dedim, iki. Üçüncü defa tökezleyince silahı çıkarıp kafasına sıktım.   Bir baktım karım kendini yerlere vurm...

Kafamın Bir Günü

........ ... Her tartışmadan sonra kalbim biraz daha zarar görür oldu. Nefesimi kesiyor meret. Çok çektim sesi kulağıma ulaşan kalp atışlarından… Anamı ağlatıyor. Gerçi anam da hep kendine ağlar ya… Yine soldan vurmaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyorum. Teselli edecek cümleler yetmiyor. Kafamın içinde sataşmalar başladı: “Senin yüzünden!” diyor biri.   Diğeri, ahlaksızlığıma ve ikiyüzlülüğüme vuruyor.   Öteki papağan gibi bağırıyor: “Sen kimsin de… Sen kimsin haddini bil!” Akıl veren mi dersin, küfür eden mi, suçlayan mı, haksızsın diyen mi…? Hepsi burada. Biriniz uykuda, diğeriniz trafikte kalsaydı ya! Öteki de hasta olsaydı… Harika. Herkes görevinin bilincinde. Sesler yükseldikçe gürültü had safhaya ulaşıyor. “Ey ahali, sakin olun, beni dinleyin! Bir dakika… Off! duyamıyorum sizi. Böyle yaparsanız beni duya…”   “Kendi evinizde de böyle misiniz?” diye soruyorum.   “Burası bizim evimiz zaten!” Alıyorum aklımın payını. “Pehlivanlarım, doğrusu şöyle...