Kahve Diyarı

​“Biliyor musun, Ceren? Dün seninle Kahve Diyarı’na gittiğimizi arkadaşlarıma anlattım.”

​“Öyle mi? Eee…”

​“Kahve içip tromiso yediğimizi söyledim.”

​“Tramisu… Sonra?”

​“Onlar, Kahve Diyarı’nı beğenmediklerini, kahveyi Telve Diyarı’nda içtiklerini ve Telve Diyarı'nın kendi üretimi olan çikolatalarına bayıldıklarını söylediler. Hahaha!”

​“Yaaa… Neden güldün şimdi?”

​“Onlara kimse kavuşamaz, Ceren.”

​“Neden?”

​“Telve Diyarı'na gitsem, onlar Selvi Diyarı’nı anlatır…”

​“Gerçekten mi?”

​“Evet, her gittiği yeri anlatırlar. En güzel şeyleri yer ve içerler. Hep yeni bir deneyim... Bunu biliyordum aslında ama farkındalığım arttı diyebilirim.”

​“Nasıl yani?”

​“Kahve Diyarı burada açılalı üç ay oldu. Neredeyse her gün bir arkadaşım yanıma gelip bana Kahve Diyarı'na gittiklerinden, kahve içip tiramisu yediklerinden bahsetti. Benim böyle bir alışkanlığım olmadı hiçbir zaman. Sevemedim demek daha doğru olur belki de. Ama seninle tanışınca bir yere gitmemiz gerekiyordu. Benim de ilk aklıma gelen, arkadaşlarımın öve öve bitiremediği yere gitmek oldu. Umarım senin hoşuna gitmiştir.”

​“Güzel bir yerdi. Ama önemli olan birbirimizi tanımak öyle değil mi? Sen sanırım buraları daha çok seviyorsun?”

​“Evet Ceren, suyun ve kuşların olduğu her yeri seviyorum. İzle ve seslerini dinle mesela… Ağaçlar renk renk ve çeşit çeşit… Dağlar ve esen rüzgarlar; ılık, serin, soğuk… Güneş çocuk gibi bulutların arasında saklanıp saklanıp görünmeli. Ama herhangi bir kafede olsan sürekli konuşmak zorundasın; anlatacak bir şey bulamadığında karşındakine ve duvara bakıyorsun. Sonra, çalan müziğe ritim tutmaya çalışmak bana çok yapmacık geliyor.”

​“Ahmet Bey’in dün neden konuşmadığını şimdi anladık.”

​“Evet.”

​“Geç oldu, gidelim mi?”

​“Tamam.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaymakam Bedir

Tilki ve Örrpörp Bey

Kafamın Bir Günü