Kayıtlar

Eheve heveheve

 “Dün de denize geldim.” “Öyle mi? Buraya mı?” “Evet.” “Kız tavlamak için?” “Bekarım oğlum sonuçta.” “Abazasın.” “Kirlet hemen!” “Tamam kızma takılıyoruz. Anlat bakayım.” “Yolda yürüyordum, daha denize varmadan sokakta bir kız gördüm, denize gidiyordu, belli.” “Güzel mi?” “Ceylan gibiydi.” “Aslanım benim.” “Ben bir sağa, bir sola hareket ettim, dikkatini çektim. Arada bir serseri gibi gülümsüyorum öyle.” “Hahaha, serseri ha. Sen? Hahahaha.” “Anlatmam bak.” “İyi iyi, kızma, anlat.” “Neyse, kızın önüne geçtim. Yürüyorum öyle…” “Eee.” “Bir süre sonra döndüm, tatlı bir serseri gibi: ‘Sanırım beni takip ediyorsunuz,’ dedim.” “Alex gibi pas attın? Seni tatlı serseri seni.” “Evet.” “Eee. Kız ne dedi?” “‘Çıkın artık şu ergenlikten, hepiniz aynı mısınız? Biraz kendiniz olun lütfen.’ dedi.” “Roberto Carlos gibi vurdu topa.” “Öyle valla, hem de direğe çarpıp girdi kaleye.” “İnletmiş direkleri.” “Hem de ne inletme? Mosmor oldum.” “Eee.” “Sonra da aptal gibi: ‘Başkaları da mı böyle yapıyor?’ de...

Adaçayı Kahve

 “Sizi de kaç gündür uğraştırıyorum ama kızmıyorsunuz değil mi Berna Hanım?” “Hayır Mehmet Bey olur mu öyle şey? Sonuçta ev alıyorsunuz, haklısınız, içinize sinmesi lazım. Benim işim bu zaten, ben sizi beklerim.” “Çok kararsız kaldım. Alsam mı almasam mı bilemedim.” “İnan ben olsam kaçırmam, bu ev tam size göre.” “Evet, bekârım sonuçta. Küçük bir ev bana yeter, param da var.” “Evet, fiyatı da çok uygun, işine de yakın, yürüyerek bile gidip gelirsin.” “Evet, ben yürümeyi çok severim zaten.” “Belli oluyor, sportif birine benziyorsun, fiziğin çok düzgün. Kollar, kaslar, bacaklar…” “Teşekkür ederim.” “Yo yo, gerçekten öyle.” “Hmmm.” “Bence sen bu evi almak istiyorsun.” “Evet, istiyorum aslında.” “‘Al’ derim ben, bu fırsat kaçmaz.” “Haklısın sanırım, ııı, bu eve hangi renk yakışır acaba?” “Bence ‘adaçayı yeşili’ çok güzel olur. Manzarayla da uyumlu.” “Evet, sıcak da hissettirir yuva gibi.” “Aynen öyle.” “Hem madem sen de öyle diyorsun.” “Ayy, çok teşekkür ederim.” “Ben teşekkür ederim, ...

Duygularım

 “Duygularım gelin buraya” “Geliyoruz ahahah hahahha” “Canlarım benim! Nasılsınız?” “İyiyiz.” “Size bir sürprizim var” “Ahahah nedir?” “Denize gidiyoruz beraber.” “Çok güzel bir haber bu.” “Mutluluk, huzur, sevgi, siz binin arabaya.” “Tamam, hadi koşun binelim arabaya.” “Keder, korku, kaygı, siz yoksunuz, bu gün size bir görev veriyorum. Gidin lavaboları temizleyin. Özellikle de tuvaleti!” “Neden biz senin duygun değil miyiz?” “Lan oğlum gene başlamayın defolun gidin.” “Hayır hakkımızı istiyoruz. Ama biz de denize girmek istiyoruz.” “Siz bir yere gelmiyorsunuz üstelik benim duygularım değilsiniz. Sarhoştum. İyi değildim… Nasıl oldu anlamadım üstüme kaldınız.” “Ama…” “Öyle!” “Hayır, testlere göre yüzdeyüz sana aitiz. “Başlatma lan testine defol git.” “Ama bir problem yaşayınca bize koşuyorsun hemen.” “Size koşan falan yok, siz gelip yapışıyorsunuz adama.” “Hayır, yalan söylüyorsun daha dün gece koynumuzda yattın. Ağladın! gördük hepimiz.” “Sarhoştum yine.” “Yo içmemiştin. Ağzın süt ...

Evlilik

 “Vay vay vay, kurbanlık koyunumuz da gelmiş.” “Abi öyle deme ya. Herkes böyle konuşuyor.” “Tamam oğlum, tamam; evlilik iyidir.” “Herkes kötü tarafından bahsediyor, sen biraz iyi tarafından bahsetsene abi.” “Evlilik iyidir.” “Eee, bu kadar mı?” “Eh, yani.” “Lütfen ya.” “Bu kadar oğlum.” “Anladım abi. Hadi, sen de kötü tarafından bahset, dinliyorum seni.” “Evliliğin iyi ya da kötü tarafı yoktur yiğidim. Evlilik evliliktir. O kadar. Hahaha.” “Tamam abi, o zaman sadece evlilikten bahset.” “İyi, seni kırmayayım, hadi.” “Hmm.” “Şimdi evlilik; ımmm, böyle sürekli bir döngü olduğunu düşün. Her gün duvara çarpıp çarpıp dönüyorsun, onun gibi bir şey.” “Her gün mü?” “Evet. Kimse seni dövmez ama kafan, yüzün gözün şişmiş gibi hissedersin.” “Nasıl yani?” “Hani her gün o duvara çarpmanın verdiği hissiyat yok mu? Kafa kısmında böyle şeyler oluşturur. Travma gibi.” “Off abi ya.” “Hahaha.” “...” “Öyle öyle, bak evlat, şöyle durumlar da vardır: Bazen o kadar başın ağrır ki bazı meselelerde beyin ka...

Bilişim

 “Naber hocam?” “İyidir, senden?” “İyi, ne olsun.” “Gene ne gülüyorsun kendi kendine?” “Şey geldi aklıma; demin yoldan geçerken öğrenciler bana ‘Bilişim’ geldi dediler.” “Nasıl?” “Bilişim Teknolojileri öğretmeniyim ya, kısaltıp ‘Billişim’ diyorlar beni görünce.” “Hahaha. Billişim.” “Bir gün çıkacağım karşılarına; ‘Ben kimsenin billişi ya da pipisi falan değilim’ diyeceğim. Lütfen ama!” “Hahaha.” “Büyüdünüz artık diyeceğim, biliş miliş… bir de sizin çişinizle mi uğraşacağız.” ​“Hahaha. Hocam valla bana da ‘dinci’ diyorlar; pazarcı falan zannediyorum kendimi, bazen de ‘cinci’ geliyor aklıma. Tuhaf hissediyorum kendimi, ama seninki çok fenaymış.” “Bana da ‘fenci’ diyorlar. Fenni sünnetçi gibi...” “Hahaha.” “Ne zaman büyüyecek bunlar ya? Üniversite öğrencileri…” “Hahaha.” “Sana ne diyorlar? İngilizceci mi?” “Yok, ‘dilci’.” “Tövbe estağfurullah. Hahaha.” “Bana bak Billişim, koparırım dilini!” “Dur hocam, o benim işim! Fenciyim ben, çantamı açayım hemen.” “Dinci nerede?” “Allah’ım sen bu...

Karabaş

​“Karabaş, Karabaş kop! Kurt!” “...” “Kurt lan! Oğlum kurt!” “Siktir git!” “Lan oğlum, kurt girdi davara diyorum.” “Beni ilgilendirmez.” “Koşsana y…ğm, vallaha kökü gider bak! Bir iki taneyle de doymaz lan bu.” “Çoban olan sensin oğlum.” “Ne diyorsun lan?” “Kafamı şişirme.” “Seni niye besliyoruz lan biz?” “Verdiğiniz iki tas yemek lan. Ben karnımı her yerde doyururum.” “Ho… Hu… He… A… A… A…” “Ne yapıyon lan?” “Kurdu kışkışlıyorum.” “Allah belanı versin!” “Karabaş, kardeşim, bak durumlar kötü, yardım et lütfen! Çöküyor ulan davara. Telef edecek hepsini.” “Çok da s…” “Lan it oğlu it! Biteriz lan, sahibi bizi...” “Sahibinin a..q…”

Belkıs Efsanesi

Resim
 “Bak kızım, biliyorsun, seni evlendirecek kişiyi seçmek için bir yarışma düzenledim.” “Biliyorum baba.” “İyi dinle.” “Evet.” “Su kemerlerini yapan Tiberius ve Aspendos Tiyatrosu’nu yapan Zenon arasında bir tercih yapmak zorundayım.” “Kaç gündür bunun için kara kara düşündüğünü de biliyorum baba!” “Karar veremiyorum bir türlü. Her ikisi de gücümüzü, ihtişamımızı ve zenginliğimizi arttıran... Biri sanatçı, diğeri de bilim insanı. Eserleri o kadar muazzam ki ikisi arasında bir türlü tercih yapamadım.” “Eee, baba?” “Diyorum ki, seni birine versem öbürüne ayıp olur.” “Sorma, çok ayıp olur.” “Diyorum ki, seni ortadan ikiye bölüp bir parçanı Zenon’a, diğer parçanı Tiberius’a vereyim. Nasıl fikir?” “Bu fikrini de biliyorum baba.” “Hayda! Yahu kim yayıyor bunları?” “Herkesin içinde sürekli konuşuyorsun baba. Kimseye ihtiyaç yok.” “Ya!” “Evet baba. Ama hiç düşündün mü? Eğer sen beni ortadan ikiye bölersen ben ölmüş olurum. Değil mi baba?” “Evet, ama yapacak bir şey yok.” “Ama baba, böyle ol...